18 Yaşından büyük olduğunuzu teyit etmek için lütfen doğum tarihinizi girin.

BU SİTEYE GİRİŞ YAPABİLMENİZ İÇİN 18 YAŞINDAN BÜYÜK OLMAK ZORUNDASINIZ

"Türkiye’de son yıllarda hızla gelişen turizm ve gastronomi sektörüne hizmet vermek amacıyla hayata geçen International Wine and Spirits Academy (IWSA) bir Mey/Diageo Türkiye kuruluşudur.

Alkollü içecekler sektörü çalışanlarının kariyer ve kişisel gelişim yolculuklarında profesyonel başarı için öncü bir kuruluş olmayı hedefleyen IWSA Fermente ve distile içecekler hakkında aranılan her türlü bilginin bulunabileceği bir eğitim ve uygulama merkezi olarak Türkiye gastronomi sektörü için büyük bir açığı da kapamayı hedeflemektedir."

 DEFNE KORYÜREK: BALIK BU. HİÇ BİTER Mİ Kİ?

girgir.png

    Çok çok yakın bir zamana kadar hemen hiç birimiz balığın yaşamsal bir meselesi olduğunun farkında değildik. Şimdi dönüp bakıyorum ve tuhafıma gidiyor, ama öyle. Uskumru var mı yok mu pek azımızın tasasıydı bu şehirde, nerede kaldı lüferin yok olma ihtimali! Ama İstanbullu artık pek olta sallamıyordu zaten denizine. Lodos da Emirgan’da estiği gibi esmiyordu artık ne Ataşehir’de ve ne de Bayrampaşa’da. Tezgahlar çiftlik balığı doluydu, buharda yapmak üzere ve zaten herkes bir meşgul bir meşguldü ve öyle önemli meselelerle uğraşmaktaydı ki… İstanbul’un coğrafyası şaşmıştı zaten. Hatta denizde balık, kum misali.. Balık bu. Hiç biter mi ki?

araniyor.png

 

 

    Biter elbette! Hepimiz fark ettik.

    Herhangi bir balığın yok olmaması, türünün yeryüzünden silinmemesi için öncelikle avlandığından çok üremesinin garanti altına alınması gerekiyor. Söylemesi kolay. Nasıl yapılacağı ise katmanlı bir gayret:

    Normal koşullarda balık stoklarını sayıp, eldeki varlığı kontrollu avlayarak dengeyi kollamak mümkün. Yani ne kadar balığı olduğunu bilen bir idare rahatlıkla avcılarına kota koyabilir, balığın yok olmasını engelleyecek miktarlarda avcılığa izin verip, denizlerin sürdürülebilirliğini sağlayabilir.Bir diğer yöntem de ava boy yasağı getirmek. Yani balığın belli bir yaşa (boya)gelmeden avlanmasını engellemek.

    Her iki sistemin de tamamlayıcısı şüphesiz denetçiler ve caydırıcı müeyyideler.

sebnem.png

 

    Türkiye’de ise denizlerin sürdürülebilirliği ve balıkların bekası, ekonominin büyüme ihtiyacından çok sonralarda bir sırada,öncelikler bağlamında. Stok tesbiti yapılmış değil. Boy yasakları ile tarifli bir sistem çalışmakla beraber ne denetim yeterli ne de caydırıcı müeyyideler mevcut. Hatta hazır fırsat bu fırsat, önemli bir kaç balığımızın üzerinden hafıza tazeleyelim mi?

 

    GTH Bakanlığı, Balıkçılık ve Su Ürünleri GenelMüdürlüğü’nün yayınladığı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticareti’ni düzenleyenTebliğ’e göre 5 öncelikli balığımızın avlanma alt boyunu bilginize paylaşıyorum. Bunlar “yasal” ve “tam” boylardır:

Hamsi > 9cm
İstavrit > 13 cm
Sardalya > 11 cm
Palamut > 25 cm yasal av boyu, üreyebilmesi içingereken 38 cm
Lüfer > 20 cm

 

    Üreme boyları ise bu yasalardan oldukça farklı:

Sardalya> 12 cm
Palamut >38 cm
Lüfer >27 cm (24 cm çatal boy)(*)

 

    Müeyyidelere de göz atalım mı, başlamışken:

Bir gırgır reisinin hale indirdiği, satılması halinde 4000 ila 6000 lira arası kazanç getireceği belli, 40 kasa dolusu 14-15cm’lik bebe lüfer balığının kabzı malına ceza bedeli 1000 lira bile değil!

catal.png

 

    Hani diyoruz ya, halde denetim olsa tezgaha yavru balık düşer mi diye.. Yani lüfer 20 cm değil, 30 cm olsa ne fark eder ki?Yasadışı avcılık, eşkiyalık bu kadar karlı iken, kim kimi tutabilir ki? Denizde balık, kum misali.. değil! Balığın bu talana dayanması mümkün değil!

    Slow Food ve Greenpeace’in yürüttüğü kampanyalar öncesi neredeyse hiç birimiz balığın yaşamına dair bir sorumluluğumuz olduğunun idrakında değildik. Ama çok renkli, muazzam şenlikli günler yaşadık. Balıkçıları dinledik, STK’lar kadar akademisyenler ve şefler ve yazarlar,kanaat önderleri de vardı resimde, onlar da taraf oldular. “Lüferle çinekop ayrı balıktır” diyeninden, “biz tutmayalım da Yunan mı tutsun”diyenine.. pek tuhaf itirazlar duyduk. Göbeğinde biri olarak ben, bu kampanyaların başarısının gerçek sahibi sizler, hepimiz eminim gülümseyerek hatırlayacağız o günleri. Büyüdük beraber, doğamıza daha bir aşina olduk. Bir balığın yok oluşuna tasa etmek neticede tümümüzü sardı sarmaladı, yaşatmaya cesaretlendirdi. Gezi’ye giden yolda, bir taş da lüfer oldu. Malum, neticesinde de 14 cm olan yasal avlanma boyu lüferin 20 cm’e uzadı. Başarı mı, evet. STK’lar, kıyıbalıkçıları, basın, sokaktaki insan, siz yani ve şefler, işletmeciler, kurum ve kuruluşlar.. hep beraber tavır aldık, duruşumuzu ilan ettik. Bir balığın bekasına varlığımızı bağladık.

    Ama başardık mı? Hayır, tam değil.

    Neden, gelin bir daha bakalım:

    Öncelikle “çatal” boy 24 cm’de ancak üreyen bir balık şu anda yasal olarak “tam” boy 20 cm’de avlanır diyor tebliğ. Kaba hesapla erişkin olma yaşı/boyundan 7 cm daha önce avlanıyor. Bu ilk acı tat, damağımızdaki. Biz henüz bu balığı, bir balığı dahi kurtarabilmiş değiliz.

    İkinci olarak, tüm gayretimize rağmen, açtığımız tüm şikayet telefonlarına, 174’e yaptığımız tüm ihbarlara… bu balığın yasal av boyunun denetlenmesini bile sağlayamadık! Bugün İstanbul’da yasa dışı avcılık tam gaz devam ediyor, av mahsulü yasaya uygun olsun ya da olmasın tezgahta yerini buluyor ve eşkiyalık etmenin kimseyi caydıracak bir bedeli yok.

    Siz de biliyorsunuz: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin denetimindeki hal, Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın denetimindeki denizler, GTH Bakanlığı sorumluluğundaki limanlar ve tezgahlar, Büyükşehir ve ilçe belediye zabıtalarının sorumluluğundaki pazarlar, lokantalar… her yer,ama her yer 20 cm altında lüfer balığı ticaretini devam ettiriyorlar! O kadarki, taneyle satılması duyulmamış lüferin günlük hal listelerinde “dökme lüfer” adı altında kasa fiyatı olabiliyor. Yani gözümüzün içine bakarak,kayda, kuyda da sokarak “defne yaprağı” boyunda yavrucak lüferleri satmaya devam etmek kimse için bir endişe ya da utanç vesilesi değil. Tüm bu kampanyalara, bizlerin tüm bu gayretine ve niyetine.. hala!

Bunları neden anlatıyorum?

    Bugün 1 Eylül! Av yasakları bitti ve gırgır reisleri denetimi yarım denizlerimizde ava başlayacaklar. Kural kanun umurlarında olmayacak. Bir yandan anlaşılır bir sebepleri var. Yarışkan v ebüyüme odaklı bir ekonomide ilkel bir usul devam ettirmeye çalışıyorlar: son yaban gıda balığı avlayıp süpermarket ekonomisinde kapitale çeviriyorlar. Zor iş, çok zor iş. 1 kilogram hamsi ya da bir çift palamut veya 5 tane lüfer kaç para etmeli ki balıkçı kızına kazancıyla cep telefonu alsın, oğluna tablet ve hanıma yeni bir çift ayakkabı?! Bu koşullarda ama bizler o cep telefonunu, tableti ayakkabıyı ya da ucuzlıktaki sekizinci beyaz tişörtü almak için balığı ucuza kapatmak isteyeceğiz! Evet bugün 1 Eylül ve yine ve yeniden bir sınavımız var denizle, balıkla verilecek.

girgir (1).png

 

    İstedim ki dersimizi çalışalım azıcık. Alırken bedelini hatırlayalım balığın. Arkasında önünde dönen oyunları unutmayalım.Yumulan gözleri, İdare edilen düzeni. Yarın, zira çocuklarımızın bizi beklediği bir durak. Emanet var kucağımızda taşıdığımız ve hata edip orada ”barbarlar” diye karşılanmayalım, aman.

     Aman! Bu denizden sürüler halinde birbirinin peşi sıra akan balıkların yaşamını kendimizinkinden ayrı görmeyelim. Onların bekası yarın demek. Yarın da çocuklarımızın.

  Muhabbetle..​